HASHUS1099
YAZILAR  
  Nablus Savaşı'nda Mustafa Kemal'e atılan iftiralar Hk.
  Bekir Sami Günsav ve Yüzbaşı Selahattin'in gözünden Irak Cephesi'nde Kazım Karabekir
  Bir Cumhuriyetçi, Neden Çatı Adayına Oy VERMEMELİ?
  Öğrenim Kredisi için Faiz Affından Yararlanacaklara...
  Falih Rıfkı - Eski Saat s330
  Ah şu yüzyılların şark zihniyeti... sen mi büyüksün, Galatasaray mı?
  Abdülhamit Dönemi Donanma - Hasan Rami Paşa
  Vahdettin'in Kurtuluş Savaşı'nın Destekçisi Olduğu Yalanı
  FATİH TERİM'E RAĞMEN GALATASARAY'IN İLERLEYİŞİ
  GALATASARAY, Şampiyonlar Ligi B Grubu'ndan Nasıl Çıkar?
  17 Ağustos Hakkındaki Yalanlar
  Deprem - Güneş Tutulması İlişkisi(zliği)
  Adnan Menderes, Über Demokrat!
  Star Trek Into Darkness: Hayal Kırıklığı ve Mutluluk
  Eve Dönüş, Sarıkamış 1915 Hayal Kırıklığı Yarattı
  Osmanlı Hanedanı Kovulmayabilir miydi?
  Cumhuriyet Bayramı'nda Atatürk'ün Askerliğini Sorgulayanlara Sardım
  -Harf Devrimi'nin Faydaları, İftiralara Cevaplar
  -Dany ve Riera'nın İyi Oynadığı Yalanı
  -EMEK HIRSIZLIĞI ARŞİVİ
  -Mehmet Akif ve vatanseverlik
  DEPREM BİLİNÇSİZLİĞİ
  ATATÜRK'E GÖRE ATATÜRK
  Tarihimizden Ders Alıcı Bir Yaprak
  Kurtuluş Savaşı
  Ziyaretçi defteri
  Sayaç
Nablus Savaşı'nda Mustafa Kemal'e atılan iftiralar Hk.

 

mustafa kemal'i suçlayabilmek için, yıldırım orduları grubunun nablus'ta aldığı yenilginin faturasını bile ona maletmeye çalışan yobaz şerefsizler, kendi ordusunu habersiz geri çektiği, 75000 kişinin esir alındığı, ihanet ettiği gibi salak saçma yalanlar sunarlar. buna cevaben:

A. ARAPLARIN DURUMU

 

 

1-) Cemal Paşa’nın anılarında arap isyanına dair 14. belgenin özeti, kendisi tarafından şöyle yapılmıştır;

 

“Şerif Hüseyin daha 1915 senesi başlarında, ihtilale katiyen karar vermiş ve aynı senenin temmuzunda ingiltere hükümetine resmen müracaat ederek mersin ve adana’dan musul’a çekilecek hattın güneyindeki böglelerde oturan arapların bağımsız bir hükümet kurmalarına onay verildiği halde, bağlı bulunduğu büyük islam halifesine karşı isyan edeceğini özel mektupla bildirmişti.

 

 

...Şerif Hüseyin en alçak ikiyüzlülere layık bir şekilde beni de, merkezi hükümeti de ve hatta şanlı halifemizi de kandırarak osmanlı hükümeti de ve hatta şanlı halifemizi de kandırarak osmanlı hükümeti aleyhine düşmanlarıyla ittifaktan ve islamlar arasında ayrılık yaratmak ve fesat çıkarmaktan çekinmemiştir.

 

 

Şerif faysal 1915 eylül’ünde suriye’ye gelmiş ve oradan istanbul’a gitmişti. İstanbul’da halifenin huzuruna kabul edildiği zaman babasının ve kendisinin sadakat ve kulluğundan öyle alçakça bir lisanla bahsetmişti ki, padişah bu beyanların hakikatinden zerre kadar şüphe etmemişti. Şerif faysal, aynı güvenceyi bütün nazılara verdikten sonra suriye’ye dönmüştü. Kendisini pek ziyade ikram ve hürmetle kabul ettim. Birkaç gün devam eden misafirliği sırasında, babası tarafından kanal seferi’ne katılmak üzere 1500 hecinliden oluşturulan bir gönüllü birliğini kendi kumandası ile filistin’e gönderilmesini kararlaştırdık. Sonradan kudüs’ü ziyaret etmiş olan şerif faysal, ordu karargahından birçok subay huzurunda bir nutuk vermiş ve pek yakın bir zamanda bir mücahitler kafilesiyle kendilerine katılacağını ve onlarla omuz omuza din düşmanı aleyhine ölünceye kadar muharebe etmekten geri kalmayacağını ceddi olan hazreti peygamberin tertemiz ruhuna yemin ederek vaat etmişti. Dikkat edilsin ki, şerif faysal bu yalan yeminleri ederken, babası mekke’de ingilizlerle eylül ve 5 kasım 1915 tarihli mektuplarını yazıyor ve islam halifeliğine karşı en şiddetli teşebbüslerde bulunuyordu.

(Cemal paşa hatıralar, sf.268-272)”

___

 

 

2-) Yine liman von sanders’in “türkiye’de beş yıl” adlı anılarında (sf. 355-356) havran civarının gıda maddelerinin ingilizlere satıldığını görüyoruz.;

 

“Ordu grubunun hinterlandında ingiliz münasebetlerinin şimdiden ne kadar ileri gittiğişni göstermek için, şam’daki alman başkonsolosunun kendi üst makamına gönderip bana da haber verdiği iki raporun aşağıda özetini veriyorum. 19 ağustosta şu raporu yollamıştı:

 

‘havran-dürzi dağı-üzerinden akabe’den hemen iki aydan beri organize bir kervan trafiği yapılmaktadır. Buraya şeker, kahve ve pamuklu eşya gelmekte, kayısı pestili ile havran’dan tahıl ihraç edilmektedir... Mallar, kervanbaşları tarafından serbestçe para karşılığında satılmaktadırlar ve belli alıcılar için getirilmemektedirler. Ayrıca kervanbaşları burada istanbul’dan gelen düşmana ait diğer değerli kağıtların yanı sıra ingiliz banknotlarını da almaktadırlar vs. (Dr. Broode)’

 

Sonra 22 ağustos’ta:

 

‘ekselanslarına evvelce başka bir münasebetle bildirme şerefine nail olduğum üzere, akabe ile şam arasında aylardan beri günden güne daha aleni hale gelen muntazam bir ticaret ve insan trafiği mevcuttur. Ara menzil havran’dır vs.

 

Havran’da 30000 kadar iyi silahlanmış dürzi savaşçısı ile en azından aynı sayıda son yıllarda gelmiş ve aynı şekilde silahlı olan ekserisini asker kaçaklarının teşkil ettiği başıbozukluk vardır vs.

 

Bilindiği üzere zaten itilaf devletleri yanlısı olan suriye halkı düşmana yardım etmeye meyyaldir... (devamında ingilizlerin artan propogandası ve yakında yapılması beklenen ingiliz taarruzundan bahsedilir ki nablus bozgunu ile sonuçlanacaktır bu).”

 

___

 

3-) Falih Rıfkı, Zeytindağı’nda aslında bölge yerlilerinin cephede ne tür pisliklere bulaştığını en iyi şekilde anlatır, yalnızca bu kitap bile yeterlidir.

 

“Başka bir gün havran’daki dürzi şeylerini şam’a toplamıştık. Birinci sınıf şeyhlere nişan, ikinci sınıf şeyhlere hil’at, üçüncü sınıfa beş on altın para verilecekti. Ağnam kaldırıldığı için aralarında ortaklaşa isyan sebebi kalmayan dürzileri göğüslerinden, sırtlarından ve keselerinden büsbütün devlete bağlamak istiyorduk.

 

Büyük şeyhlerden biri üçüncü mecidi nişanı boynuna takılırken gözü altında, kordelayı eliyle itti ve sarı külçeleri göstererek:

- ondan isterim, dedi.

 

Büyük harpte osmanlı hazinesinin büyük bir kısmını çöl ve urban yemiştir.

...

Çöl bedevilerinin altın ve kıymetli taştan başka dinleri yoktu. Sınır boylarındaki şeyhlerin göğsünde ingiliz ve alman nişanları yan yana idi. Şeyh size kim olduğunuzu sorar, ingiliz misiniz?

- yaşa ingiliz!

- Türk müsünüz?

- yaşa Türk!

Siz vereceğiniz nişan veya altını hesap ediniz. O dakikada beklediğiniz iş yapılmıştır.

(sf. 85-86)

 

 

 

...Emir ve adamları bir defa medayin’e uğrar gibi oldular. Yemeklerimizi yiyip yeni altınlarımızı aldıktan sonra, yine dağıldılar. Önümüzdeki vesikalardan yalnız birinde emirin şahsına verilmiş yedi bin altının kaydını görüyorum.

...

Biz emir’e top da yollamıştık. Kumandanı ikinci mülazım osman bey’di. Aşiret, medayin’e doğru yürüyüş gösterdiği zaman, bir vadide ateşe uğradı: bizimkiler 1000, karşı taraf da 30 kişi kadardı. Daha birkaç kişi yaralanınca hepsi (araplar) kaçmaya başladılar. Osman bey’e de:

- Topunu bırak, gel! Diyorlardı.

- o benim namusumdur, bırakamam. Ne diye kaçıyorsunuz, diyordu.

Boş yere bağırdı, çağırdı. Karşı taraf üstüne üşüşüp kurşun ve cenbiye ile Türk çocuğunu parçaladılar.

 

Silahlar, toplar, altınlar, develer ve erzak, hepsini, hepsini verdik. Ve bütün seferden bize yine ve yalnız bir Türk çocuğunun isimsiz, nişansız, mezarından başka bir şey kalmadı.

 

Türk topuna sarılmış olarak parçalanan osman, 333 senesi haziranının üçüncü günü ölüp gitmiştir. (sf. 105-106)”

 

 

 

(kutsal toprakların savunulmasına istinaden Falih Rıfkı’nın görüşleri. Mustafa Kemal de bu savunmaya harcanacak gücün lüks olduğundan bahsederdi)

 

Yarın öbür gün, arap çeteleri ile sarılacaksınız. Peygamber torunları, ravza’nın yeşil kubbesine kurşun atacaklar. İstanbul elden gidiyormuş gibi telaşlanarak, size anadolu’nun bağrından Türk yavruları göndereceğiz.

 

“Siz, peygamber torunlarının ateş ve açlık çemberi içinde, bir hurma kurusu bulamayıp deriniz iskeletinize yapışmış ölürken, anadolu çocukları iskorpitten çürüyüp düşen ağızlarının yaraları içinde kavrulmuş çekirge çiğnemeye çalışrak yürekten hz. Fatma’nın, hz. Ebubekir’in, hz. Ömer’in, hz. Muhammed’in sandukalarını savunacaklar.

 

 

Ta, şam’a kadar üç gün üç gece süren demiryolunun iki tarafını anadolu Türkleriyle kuşatacağız. Arap kesesine anadolu altını ve arap kursağına anadolu rızkını akıtacağız.

 

Şaka değil, islam emperyalizmi yapıyoruz. Arap hançerleriyle bağırsakları deşilerek etleri çöl güneşinden kavrulmuş olanlar! Sizler, ey Sarıkamış’ın buz dağı üstünde donmuş olanların kardeşleri, siz hep, pomadlı bir yüz derisinin kapladığı boş bir kafanın içindeki bomboş bir hayalin kurbanları değil misiniz?

(sf. 69)

___

 

4-) Yine, Yüzbaşı Selahattin’in Romanı, 1. ciltte kut’un kuşatılması sırasında arapların ingilizler yanında yer alması, daha sonrasında ise şehir düşerken ingilizleri satıp şehirden kaçmaları ve filistin cephesi düştükten sonra suriye’nin her karış toprağında askerlerimizi arkalarından vurmaları ne denli güvenilmez nitelikte olduklarını (ileride hans guhr’un hatıralarında da buna değinilecek) görmüş oluyoruz.

 

Daha da uzatmaya gerek yok bu konuyu, liman paşa’nın hatıralarından, suriye araplarının Türk nefretini aktaran bir atasözünden bahsedelim:

 

“TÜRKLERİN AYAK BASTIĞI YER BİR ASIR VERİMSİZ OLUR” (sf. 316)

 

O suriyeliler, emperyalist batının eline düştüğünden beri bugün dahi insanlığa sığan bir yönetime kavuşamamıştır, ne yazık ki.

 

Bu bölümü yazmamın nedeni arapları aşağılamak değildir, yalnızca cephenin hangi koşulda olduğunu göstermektir. Tüm anılarda ingilizlerin kendi topraklarında, Türklerin ise rakip topraklarda dövüşür vaziyette olduğu tasvir edilmektedir.

 

 

 

 

 

B. CEPHENİN DURUMU

 

1-) Savaşın sonlarına kadar filistin cephesi ikmali istanbul’dan toroslara kadar trenle gelip, kervan ve kamyonlarla taşıma ile dekovil hattıyla amanoslara kadar gelip, dar hatlı olan hicaz demiryoluna geçmek yoluyla oluyordu. Kömür hemen hemen hiç bulunamazken, düşük değerli yakacak olan odun da kısa sürede tükenmeye yüz tuttuğundan ikmal çok zorlaşmış, liman von sanders’in verilerine göre demiryolu randımanı özellikle son sene %60’tan fazla düşmüştür.

 

2-) Birliklerimiz, birlik demeye bin şahit durumdadır. Liman von sanders’e göre (sf. 277) Türk taburları 120-150 tüfek mevcuduna gerilemişken, düşman 800-1000 tüfek mevcutlu hint taburlarıyla takviye edilmekteydi (sf. 325, 16.6.1918 tarihli rapor) ki ortalama 7 kat fazla mevcuttan bahsediliyor.

 

 

3-) 14 temmuz’da ingilizlere bir baskın verme fırsatı yakalanır, gece baskın taarruzu yapılır ve alman birlikleri ingiliz mevzilerini alarak avca’nın kuzeyindeki ingiliz ordugahlarına kadar ilerler. Türk birlikleri kısa sürede alman askerlerini yalnız bırakmıştır. Bunun en büyük nedeni, harp yeteneğini git gide kaybeden ve yarı aç, yarı çıplak savaşan askerlerdir.

 

“muharebe idare yerimde, aldığım çelişkili raporlardan sonra, sürekli olarak gelişlerini gözlemlediğim ingiliz takviyeleri nedeniyle arzulanan başarının artık elde edilemeyeceğini görüyordum.

...

Hiçbir şey bana, türk birliklerinin muharebe gücünü kaybettiğini 14 temmuz’daki kadar göstermemişti. Burada görülen olaylar, savaşın ilk yıllarında emrimdeki birliklerin hiçbirinde görülmezdi!” (sf. 341-342)”

___

 

 

4-) Yukarıda daha Mustafa Kemal’in 7. orduya atanmasından evvel düşülmüş durum hakkında bilgi edinebilirsiniz. Kaldı ki ileride değineceğimiz enver-Mustafa Kemal çekişmesinde de atıfta bulunabilecek bir şekilde, enver bilerek zayıflattığı bir cepheye Mustafa Kemal’i inatla göndermiştir, cephenin düşeceğine dair tüm uyarılara rağmen!

 

“türk birliklerinin davranışında, emrimdeki ordulardan birçok Türk subayının kafkas cephesi’ne gitmelerinin etkisi yok değildi. Enver paşa’nın bir genelgesiyle, kafkas cephesi’ne gitmek üzere başvuracak subaylara TERFİDE ÖNCELİK VE ÇİFT MAAŞ vaat edilmişti! Birçoğunun bunu kabul etmesi, onların ordu grubu’nda (yıldırım) çoğu kez normal maaşlarını bile alamadıkkları ve aileleri için endişe duyarak yaşadıkları için gayet tabii idi. Çok daha rahat ve uzun süre muharebe ihtimali olmayan bir cephede istihdam için, şiddetli savaşların olduğu bir cephenin subaylarına terfide öncelik ve maaş artışı sunulması HARP TARİHİNDE GÖRÜLMEMİŞ BİR ŞEY OLMALIDIR. İstanbul’daki büyük yangından sonra aileleri evsiz barksız kaldığı için birçok subaya oraya gitmeleri için izin verilmiş ve bundan dolayı subay eksikliği daha da artmıştı. (sf. 242-243)”

___

 

 

5-) Enver’in hayalciliği yüzünden, hayati önem taşıyan ırak ve filistin cephelerini güçlendirmek varken, zaten harpten çekilen ruslar’a karşı kafkasya ve iran’da harekat yapmak ve bunun için hayati güney cephelerimizden fedakarlık etmek aslında savaşın kaybedilmesine sebep olmuştur.

 

“Benim ve kazım paşa’nın da kanaatine göre, cephemizin uzun süre tutulamayacağının gerçek sebebi, Türkiye’nin artık maddi imkanlarıyla burası ve kafkas cephesi gibi merkezden uzak iki harp sahnesinde aynı anda harekat yapamayacak durumda olmasıdır. Bizim harp sahnemizin için mutlaka gerekli olanların büyük kısmı kafkas cephesin’ne gitmektedir. Bir miktar kömür gönderilip burada ordu grubu’nun (yıldırım) irtibatları faal vaziyette tutulabilirdi, ama bu kömürler karadeniz’de harcanıyorlar. 26 ve 30 temmuz’da HALEP-RAYAK HATTINDA HİÇBİR TREN ÇALIŞAMAMIŞTIR.

 

Benim kanaatimin, ordu başkumandanlığı’na ve prusya harp bakanlığı’na açıkça nakledilmesini rica ederim. İstanbul’da sürekli olarak alınan yanlış kararların sorumluluğuna ortak olmak istemiyorum.”

(sf. 347)

Yine liman paşa, enver’in söylediğine göre toros tünellerinin 21 eylül’den itibaren çalışma nedeniyle 10 gün kapalı kalacağının söylenmesinin ingilizlerce öğrenildiği ve buna göre taarruz yapılacağını bildirir. Taarruz sırasında destekde alamayacaktık.

___

 

6-) hayati gerekliliği olmayan kafkas cephesi için gönderilen tümenler 9000 kişi mevcuda ulaşırken, hayati önem taşıyan filistin’deki tümenler takribi 1300 (sanders, sf. 367) kişi mevcutlu, yorgun, sürekli firar eden (sanders, sf. 367: 15 ağustos-14 eylül arasında 8. ordunun %10’u cephe gerisine kaçmıştır), aç askerlerden ve çoğu araplardan oluşmaktaydı. Bu hususta hans guhr, anılarının daha 1917’nin başlarındaki dönem için (birliklerin zayıf düşmeye başlamasıyla alakalı açıklamalardır) birliklerin durumu hakkında bilgi verir;

 

“Tümene her gün takviyeler geliyordu. Piyade alaylarının mevcudu böylece yuvarlak hesap 1300-1400 kişiyi bulmuştu. Ama muharebe kabiliyetleri artmamış, aksine azalmıştı; çünkü gelenlerin hemen hepsi asker kaçakları ve araplar, YANİ HİÇ GÜVENİLMEYECEK KİŞİLERDİ. (sf. 144)”

 

Yine İsmet paşa’nın hatıraları sf. 123’te “tarihimizde görülmemiş sayıda asker firarisi” başlığında bu husus incelenir.

 

Yine yusuf hikmet bayur, Türk İnkılabı Tarihi 9. cilt, sf. 449’da karşılaşan kuvvetleri değerlendirir: ingilizler 57000 tüfek, 21000 kılıç, 540 topa sahipken; Türkler bitap 26000 tüfek ve 2000 kılıç olarak gösterilir.

___

 

 

7-) yine yusuf hikmet bayur’un derlemesine gidelim ve askeri durum hakkında taarruz öncesine dair görüşleri yazalım:

 

“İngilizlerin pek büyük üstünlüğü karşısında Türk asker tenkitcilerinin çoğu liman von sandersce yapılması gereken hareketin yukarıda gördüğümüz (bizim de yukarıda açıkladığımız) gibi, düşmanın cephe karşısındaki hazırlıkları çoğaldıkça 15-20 kilometre geri çekilip ingiliz yığınağını boşa çıkartmak ve karşısındakileri en az birkaç hafta sürecek daha kuzeyde yeni hazırlıklar yapmak zorunda bırakmak olduğunu yazmışlardır. Sanders, 80-90 kilometrelik bir çekilmeyi düşündüğünü, ancak bu yapılacak olursa bir yandan enver paşa’nın filistin’i savunmak buyruğuna karşı gelinmiş olacağını, öbür yandan da dera düşman eline geçince hicaz demiryolu ile şeria doğusundaki bütün yerler arapların eline düşmüş bulunacağını ve bunu uygun bulmadığını yazar (sf. 316). Bundan başka orduda hayvan azlığı ve Türk erlerinin açlığı dolayısıyle yürümek gücünün pek azalması yüzünden bu hareketi daha gördüğünü ekler.

 

Bu karşılığın, uygun anlarda 10-15-20 kilometre çekilmenin gerektiği yolundaki düşünce ve tenkitleri karşılamadığı besbellidir, çünkü bu gibi kısa gerilemelerde sayılan mahzurlar pek kendilerini göstermezlerdi.”

___

 

Bu konuda bahsedilen kısımda liman von sanders’in ne dediğine de değinelim:

 

 

“Ordu grubu f’nin (yıldırım orduları grubu’nun muhtemelen almanca diğer adı) cephesinde durum gitgide kötüleşiyordu. Her taraftan askerlerin tamamen bitap düştüğüne, koşum ve yük hayvanlarının faydalanılamaz hale geldiklerine dair nahoş haberler yağıyordu. Orduların hareket kabiliyetine tesir eden hayvanların durumunu çok ciddi bir görüş olarak değerlendirmek gerekir. Aylardır, günde sadece 1-1.5 kg arpa verilen (o da bulunabilirse) hayvanların, mayıs ayından beri devam eden yakıcı sıcak nedeniyle besleyici otlaklar ve yeterli su bulunamadığı için her üç orduda da yüzlercesi ölüyordu. Emretmiş olduğum üzere, münferit bataryaların ve topların geceleri birkaç yüz metre uzaktaki farklı mevzilere kaydırılmaları sırasında çok bütük zorluklarla karşılaşılıyordu. Çünkü koşum hayvanlarının büyük bir kısmı yokuş yukarı veya engebeli arazide toplarını çekemiyorlardı.

...

11 eylül’de enver paşa, ordu grubu için akla gelebilecek her nevi yardımı vaat etti, ama bunların hiçbiri gerçekleşmedi.

 

 

8-) son olarak, ingilizler çanakkale ve felahiye’de önemli yenilgiler almış, kut-ül amare’de de 15000 esir vererek rezil olmuş durumdaydı. Her ne kadar enver ve arkadaşlarının hatalarıyla ırak cephesi zayıf bırakılmış, birliklerin önemli bölümü iran’a yollanmış olması nedeniyle bağdat ve kuzey bölgesi düşmüş olsa da, ingilizler filistin’de iki gazze çarpışmasını kazanamamış olmanın hırsıyla çok büyük hazırlık yapmıştır.

Nasıl ki kut’ta ingilizlere karşı büyük bir zafer elde ettikten sonra cepheyi sağlamlaştırmamış olmanın sonucu hezimet olmuşsa, aynısı filistin’de de yaşanmıştır.

İngilizler, savaş boyunca büyük bir zafer kazanamamış olmanın sonucu olarak ingilizlerin, sömürgelerinde düştüğü durumu lloyd george’un Türkiye üzerine görüşleri anlatır ki yukarıdaki satırları onaylar niteliktedir:

 

... doğudaki çalışmamız bakımından Türklerin bize savaş ilan eder etmez yenilip itibarlarını kaybetmeleri çok önemli idi. Türk ordularının üç sefer yılı boyunca eş şartlar altında bizi arka arkaya birtakım vuruşmalarda yendikten sonra ancak ezici sayıda kuvvetlerimizce sonda yenilmiş olmaları doğuluların kafasında kötü bir tesir bırakmıştır.

(cilt 4, sf. 1801)

___

 

 

 

 

 

 

 

 

C. ENVER-MUSTAFA KEMAL ÇEKİŞMESİ

 

 

1-) Konu doğrudan ilgimiz dahilinde olmasa da, Mustafa Kemal’in, inatla bu kadar eksik bırakılan cepheye bırakılmasını dolaylı yoldan açıklar niteliktedir.

___

 

2-) 2. meşrutiyet dönemine ilgisi olanlar bilirler ki enver ile Mustafa Kemal pek de anlaşabilen kişiler değillerdi. Şevket süreyya, tek adam’da aralarındaki çekişmeye çok daha duygusal açıdan yaklaşmıştır bu çekişmeye. Mustafa Kemal’in gençliğinden beri hayal ettiklerini yapacak yetkiye, hak ettiği de söylenemeyecek şekilde enver sahip olur.

İttihat ve Terakki kongresinde heyete de seçilir Mustafa Kemal, ancak ordunun siyasetten arındırılamaması, cemiyetin partileşip komitacılıktan kurtulamaması ve vizyonsuzluk gibi konulardaki ağır eleştirileri, selanik çevresinde hoşnutsuzluk yaratır ve ilk olarak trablusgarp’a sürgüne gönderirler. Görevini layıkıyla yapar.

___

 

3-) Balkan savaşı öncesinde bastırılan isyanlarda, kazım karabekir dahil çok kişinin kıskanacağı başarılar gösterir, tatbikatlarda kendi önerdiği senaryolar kullanılır, ama hakettiği takdiri göremez.

___

 

4-) Trablusgarp’ı savunmaya gider, gölgede kalır. 31 mart olayını bastıran orduda kurmay başkanıdır, ordu istanbul’a girmek üzereyken enver gelir görevi devralır, sükse yapar.

___

 

5-) Balkan savaşı’nda skandal bir şarköy çıkarması yaptırır enver. Aynı dönemde, henüz askerlikten ayrılmamış arkadaşı ali fethi (okyar) ile birlikte Mustafa Kemal ağır bir analiz sunar merkeze. Talat paşa görüşmek için onları ziyaret eder, ancak arkadaşı fethi’yi ittihat ve terakki’nin üst kademelerine alırlar. Gerçi daha sonra sofya’ya elçi olarak gönderilir, Mustafa Kemal de ataşemiliter olarak arkadaşının yanına yollanır. Ufukta bir dünya harbi varken görev almak ister, bir süre sonra ortada bile olmayan 19. ihtiyat tümenine atarlar. Oradan oraya dolaşırken birliğinin mevcut olmadığını öğrenir ve 19. tümeni toplar. Bu tümen daha sonra çanakkale savaşı’nın kaderini belirleyecektir ve Mustafa Kemal bunu emir beklemeksizin yapacaktır. Daha sonradan da anafartalar’da kontrolü aldıktan sonra ağustosun 10’undan sonra savaşın sonucunu fiili olarak hazırlayacak hücumları hazırlar. Liman von sanders, henüz milli mücadele bile başlamamışken yazdığı anılarında her bir başarıyı alman subaylara atfederken (Türkiye’deki alman heyetinin başında olduğundan, daha çok almanların faaliyetleri hakkında konuşması da bir bakıma doğaldır, acımasız olmamak gerekirse), çanakkale ve suriye cephelerinde Mustafa Kemal’den övgüyle bahseder.

___

 

6-) Savaş sonunda ordu içinde Mustafa Kemal sivrilmiş, ancak enver onun gazete ve askeri yayınlarda kapaklarda bulunmasına mani olur, “zafer milletindir, kişilere mal etmeyin” diyerek ego savaşlarının (çanakkale ziyaretinde Enver, her cepheyi ziyaret ederken Mustafa Kemal’i ziyaret etmez, bunu kendisine karşı bir tavır olarak gören Kemal ise istifasını sunar. Buna liman von sanders engel olur ki kendisi bunun 10 katı miktarda istifaya yeltenmiştir enver yüzünden) bir örneğini verir.

___

 

7-) Talat paşa Enver’e, Mustafa Kemal’in paşalığa terfisini neden hala gerçekleştirmediğini sorduğunda:

 

“- Mustafa Kemal’in mirlivalığa terfi iradesi cebimdedir. Ama siz onu bilmezsiniz. O hiçbir şeyle memnun olmaz (selanik’te kendisi için daha önceden açgözlü, habis gibi yakıştırmalar yapılmıştır ileri görüşlü tenkitleri yüzünden). General olur, korgenerallik ister. Korgeneral olur, orgenerallik ister. Orgeneral olur, müşirlik ister. Müşir yaparsınız bununla da yetinmez padişahlık ister!”

(tek adam, Şevket Süreyya Aydemir, c1 sf.260)

 

1916 yine Şevket Süreyya’ya göre “TÜRK KUVVETLERİNİN EN YÜKSEK HADDE VARIŞI VE SONRA AZALARAK ZAMANLA KAYBOLUŞU” olarak tasvir edilir. Türkler kendi cephelerinde hayati savaşlar verirken, anadolu’nun en iyi asker ve subayları galiçya, makedonya gibi cephelere avrupa’ya yollanmıştır. Kritik cephelere eğitimsiz, yeni yetme veya zayıf düşmüş askerler ile araplar yollanır.

 

Bu sürede hicaz heyet-i seferiyesi kurulması düşünülmektedir ve kumandayı kendisine teklif ederler, ancak gereksiz bir sefer olarak gördüğü için reddeder. Yine yıldırım orduları grubunun kağıt üzerinde önce bağdat’ı alıp ingilizleri ırak’tan kovma görevi vardır ve buna da karşı çıkar. Sonuçta iki fikri de iptal olacaktır. Ancak Enver, Mustafa Kemal’in bu sefer heyeti fikrine karşı olmasını hoş karşılamaz.

___

 

8-) 1916 ortalarında yakup cemil, teşkilatı mahsusa üyelerinden bir grupla darbe girişiminde bulunacağı istihbaratı üzerine kurşuna dizilir. Fikri, başa Mustafa Kemal’i geçirmektir ama bu konuda Rauf bey’in aktardığına göre “eğer harbiye nezaretine gelseydim, ilk önce yakup cemil’i cezalandırırdım” der Mustafa Kemal. Yine Rauf bey’in aktardığına göre Enver kendisine“Mustafa Kemal Paşa nedense, sadece vazifesine taalluk eden noktalardaki kanaatlerini söylemekle kalmıyor, askerlikle bağdaştırılması kabil olmayan hususi ve siyasi tahriklere de teşebbüs ediyor. Her halde duymuşsundur, bir defa bazı ordu kumandanlarına telgraflar çekerek, hepsini birlikte harekete davet ve itaatsizliğe teşvik etmişti” der. Bu, ikili arasındaki durumu gösterir.

___

 

9-) bu tarz çekişmelerin sonunda, Mustafa Kemal’in suriye’ye tayini tertibini anlamak için şevket süreyya’dan alıntı yapmak gerekiyor. Mustafa Kemal avusturya’da tedaviden çağırılır, alman seferinde de görüşlerini bildirdiği vahdettin’e ilk tavsiyesi:

 

“- Başkumandanlığı derhal uhdenize alınız ve kendinize vekil değil, bir genelkurmay başkanı tayin ediniz. Her şeyden önce orduya sahip değil, hakim olmak lazımdır...

- Sizin gibi düşünen başka askeri şahsiyetler var mıdır?

- vardır.

- düşünelim...”

(cilt 1, sf. 283)

 

Mustafa Kemal, tekrardan 7. ordu komutanlığına bu günlerde atandı. Padişahla özel bir görüşme talep eder, bir gün yanında alman generaller olduğu halde kendisini kabul eder:

 

“- sizi suriye kumandanı tayin ettim. O tarafları düşman eline geçirtmeyeceksiniz!

 

Mustafa Kemal, tertibi derhal anlar. Bu enver paşa’nın işidir. Ve enver paşa zaten padişahın kabul odasının dışındaki salondadır. Ama ne diyebilir? Alman generalleri yanında bir Türk kumandanı, başkumandan durumunda da olan padişahın bir emrini nasıl reddedebilir? Bunun yanında padişah, alman generallerine dönmüş, yeni bir vazife verdiği kumandanı tanıtmakta, övmektedir:

 

- bu kumandan, dediklerimi yapabilir.

 

İstemeyerek teşekkür eder, huzurdan çıkar. Dışarıdaki salonda enver paşa, yanında vehip paşa ile, gülümseyen bir yüzle karşısındadır (zaten o pek seyrek olarak ve ancak hafifçe gülümserdi). Mustafa Kemal sözlerini esirgemez:

 

- Bravo, tebrik ederim. Muvaffak oldunuz. Azizim bari biraz esaslı tedbirler üstünde konuşsak? Benim bildiğime ve anladığıma göre, artık suriye’de ordu, kuvvet, vaziyet sözden ibarettir. Beni oraya göndermekle güzel intikam alıyorsunuz. Sonra usul dışı bir şey yaptınız: padişaha bana emir verdirdiniz.

 

Enver paşa gülümsemesine devam eder ve mustafa kemal’e göre anlamsız ve duygusuz hallerini muhafaza eder. Tarih 7 ağustos 1918’dir. (sf. 285)

___

 

 

 

 

 

D. YALANLAR

 

Mustafa Kemal’in, 19 eylül’deki düşman hücumunda ordusunu habersiz çektiği, 75000 esir vermemize neden olduğu, ihanet ettiği gibi yalanlar söylerler. Tabi suriye cephesi ile ilgili çok fazla bilgi olmadığından cevap alamadıkları oluyordu.

 

1-) Öncesinde, 75000 esir verdiğimiz iddiası, rakamları da verdiğimizde ne kadar doğru olduğu tartışılır. Geri çekilen birliklerin tamamı esir alınsa 30000 kişi etmez ve bu birliklerin önemli bir kısmının halep’te Mustafa Kemal tarafından toplandığı ve yeni bir savunma cephesi yaratılarak ingilizlerin tüm hücumlarının püskürtüldüğünü biliyoruz:

___

 

“7. ordu, sonraki günlerde birçok kere hücuma uğrayıp hiç yenilmemiştir.”

 

2-) Liman von sanders’e göre Mustafa Kemal, çekilmekte olan 7 ve 8. ordu askerlerinden 1 ve 11 no’lu iki tümen teşkil etmiştir ve her birinin mevcudu 5500 civarındaydı. Daha sonradan 4. ordu da lağvedilip kendi emrine verilmiştir.

___

 

3-) Yobaz insanlar, hem ordunun büyük bir kısmının ingiliz hava bombardımanında yok edildiğini bilip, hem de bu kadar asker toplandığını görmesine rağmen “mustafa kemal yüzünden 75000 esir verdik” demekten utanmıyorlar. Yine “yahu her nasılsa Mustafa Kemal o hava bombardımanından sağ çıktı” derken, sanki o bombardımandan tek başına çıktığı gibi bir izlenim oluşturmaya çalışıyorlar.

___

 

4)- Gelelim “8. orduya haber vermeden ordusunu geri çekti” meselesine. Cehalet çok zor, 8. orduya haber vermeden çekilme gibi bir iddiayı ortaya atabilmek için ne ali fuat’ın, ne ismet’in, ne sanders’in, ne guhr’un anılarını okumamış olmak gerekir. Çünkü savaşın daha ilk gününden ingilizlerin 4. ordu cephesine göstermelik bir saldırı yapıp (bu hareket sayesinde savaşta yardıma gelemez, bir bakıma yanıltma hareketi başarılı olur) 8. ordu cephesinden yarma hareketine girişir. Liman von sanders’ten aktaralım:

 

“öğleden sonra (19 eylül) 12’den hemen sonra nasıra ile nablus arasındaki bağlantı yeniden sağlanınca düşmanın, sahil kesiminin her yerinde süratle ilerlediğine ve 8. ordu’ya bağlı olduğu anlaşılan bir kısım birliklerin tulkern’den anebta istikametinde çekilmekte olduklarına dair tamamen şaşırtıcı bir haber gelmişti. Çok top kaybedilmiş, tulkern’deki 8. ordu kumandanlığı ile artık bağlantı sağlanamıyormuş.

 

7. ordu kumandanlığı, cephesindeki düşman saldırılarını şimdiye kadar büyük ölçüde püskürtmüş olduğunu, ama şimdi artık albay von oppen’in birlikleriyle (8. ordunun, 7. ordu ile sınırındaki birlikleri) irtibatı sağlamak için 3. kolordu ile de birlikte geri hatlara çekileceğini bildirdi. Kararlarını onayladım ve 7. ordu kumandanlığı’na, nablus’ta emrine amade olan 110. piyade alayı ile toparlayabileceği ne kadar kuvvet varsa, oradaki vadiyi kapatmak için hemen anebta’ya doğru yola çıkmasını emrettim.

(Türkiye’de beş yıl, liman von sanders, sf. 376)

 

Görüldüğü üzere 8. ordunun cephesinin yarılması nedeniyle geri çekilişini telafi etmek için, tamamen ordu grubu komutanının emri ile 7. ordu ve daha sonra 4. ordu geri çekilmiştir. Yani Mustafa Kemal’in geri çekilmesinin 8. orduyu esir ettiği de, fantastik rakamlar da yalandır.

___

 

5-) Yine İsmet İnönü hatıralarındaki 127. sayfada;

 

“7. ordunun cephesinde düşmanın hiçbir zaman birden büyük mesafeleri ilerleyememiş, taarruzların tekrar tekrar kanlı bir surette tardolunmuştur. Düşman sağımızdaki 8. ordu üzerinde ilk ve kati neticeyi tasavvur ettiği ve hazırladığı gibi baskın suretinde temin ettikten sonra 7. orduyu tabiatıyla mevziden mevziye çekmeye mecbur etmitşir.”

(İsmet inönü’nün hatıraları, hazırlayan sebahattin selek, sf. 127)

 

Görüldüğü üzere, geri çekilmenin kaynağı zaten 8. ordunun yarılması ve geri itilmesiyken, bu sebeple geri çekilmek zorunda kalan 7. ordunun çekilişi, nasıl 8. ordunun felaketine yol açar?

___

 

 

Suriye macerasının sonucunda Falih Rıfkı’nın, cephede çarpışmış bir ismin yazdıkları gerçekten özetleyicidir:

 

“Kanal’a giden alman’ın ismi fon kress’di. Kemik yerine sinirden yapılmış bir enerji iskeletini andıran bu zat, bütün çöl harplerinin başında bulunmuştur.

Eski alman orduları başkumandanı fon falkenhein, galiba, haleb’de toplanan ordularla bağdad’ı almaya çalışacaktı. O mümkün olmaduğu için, filistin cephesini kendisine verdiler. Fon kress, cemal paşa’nın emrinde idi. Falkenhein ve ondan sonra liman fon sanders, cemal paşa’sız kumanda etmişlerdir.

 

Hiçbirinin durduramadığı ingiliz seli, yine bir Türk, fakat bu sefer öz bir kumandan, Mustafa Kemal tarafından haleb aşağısında tutulmuştur.

(zeytindağı, Falih Rıfkı, sf. 113)

 

 

 

 
  Mustafa Kemal Fahrettin Altay Fevzi Çakmak  
Reklam  
   
 
   
Bugün 9 ziyaretçi (11 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=