HASHUS1099
YAZILAR  
  Nablus Savaşı'nda Mustafa Kemal'e atılan iftiralar Hk.
  Bekir Sami Günsav ve Yüzbaşı Selahattin'in gözünden Irak Cephesi'nde Kazım Karabekir
  Bir Cumhuriyetçi, Neden Çatı Adayına Oy VERMEMELİ?
  Öğrenim Kredisi için Faiz Affından Yararlanacaklara...
  Falih Rıfkı - Eski Saat s330
  Ah şu yüzyılların şark zihniyeti... sen mi büyüksün, Galatasaray mı?
  Abdülhamit Dönemi Donanma - Hasan Rami Paşa
  Vahdettin'in Kurtuluş Savaşı'nın Destekçisi Olduğu Yalanı
  FATİH TERİM'E RAĞMEN GALATASARAY'IN İLERLEYİŞİ
  GALATASARAY, Şampiyonlar Ligi B Grubu'ndan Nasıl Çıkar?
  17 Ağustos Hakkındaki Yalanlar
  Deprem - Güneş Tutulması İlişkisi(zliği)
  Adnan Menderes, Über Demokrat!
  Star Trek Into Darkness: Hayal Kırıklığı ve Mutluluk
  Eve Dönüş, Sarıkamış 1915 Hayal Kırıklığı Yarattı
  Osmanlı Hanedanı Kovulmayabilir miydi?
  Cumhuriyet Bayramı'nda Atatürk'ün Askerliğini Sorgulayanlara Sardım
  -Harf Devrimi'nin Faydaları, İftiralara Cevaplar
  -Dany ve Riera'nın İyi Oynadığı Yalanı
  -EMEK HIRSIZLIĞI ARŞİVİ
  -Mehmet Akif ve vatanseverlik
  DEPREM BİLİNÇSİZLİĞİ
  ATATÜRK'E GÖRE ATATÜRK
  Tarihimizden Ders Alıcı Bir Yaprak
  Kurtuluş Savaşı
  Ziyaretçi defteri
  Sayaç
Osmanlı Hanedanı Kovulmayabilir miydi?

Peşinen cevaplayalım, hayır. Neden peşinen cevapladık? Başlıktaki soruya bakınca, hanedancı bir tutum sergilediğim kanısı oluşabilir; bu da hayat boyunca içine düşmek istemeyeceğim bir durumdur.

 

Bugünlerde, tarihi o günün şartlarıyla değerlendirme gerekliliğinden haberi olmayan insanlar tarafından, Cumhuriyet devrimi sonrasında hanedanın ülkeden gönderilmesi bir hata olarak değerlendiriliyor. İnsan, tarihi bugünün şartlarıyla değerlendirme hatasına düşünce, böyle saçma tespitler yapıyor doğal olarak. Örnek olarak Avrupa’daki sembolik monarşiler gösterilerek “Ne var efendim, hanedan sembolik olarak kalsa olmaz mıydı?” diyorlar ki içler acısı bir durumdur bu...

 

Öncelikle, Avrupa’daki sembolik monarşilerin hangi adımlardan geçerek bugünkü hale geldiğinden bahsedelim. Peşinen bir not koymak gerek, daha önceki tartışmalarda tecrübe ettiğim kadarıyla, birazdan bahsedeceğim yönetsel manadaki demokrasi kavramını, söz konusu devletlerin küresel politikalarıyla bir tutmamak gerekir. Burada bahsettiğimiz, Avrupa devletlerinin halklarının hak elde etme sürecidir. Yoksa emperyalizmin vahşetini bir kenara bıraktığımız yok.

 

Bilindiği Magna Carta, önemli bir demokratikleşme adımıdır. Münferit olarak maddelerine bugünden bakan insan “Bunların nesi demokratik” diyebilir. Ancak bugün kanunlar önünde sözde de olsa eşit olan bizler için demokratik olmayan bu maddeler, 800 yıl öncesi insanları için oldukça özgürlükçüdür.

 


 

“İyi de 1215’te Magna Carta olmuş, sonra Fransız devrimine kadar ne olmuş ki?” diyenleri duyar gibiyim. İngiliz demokrasi evrimine baktığımızda, Magna Carta’nın yüzyıllar boyunca sürekli iyileştirildiğini, geliştirildiğini görürüz. Bunun yanında,  yönetsel manada çağdaşlaşmayı, vicdani özgürleşme adımı olarak adlandırabileceğimiz Reform, kültürel devrim olarak adlandırabileceğimiz Rönesans pekiştirmiştir. Bu akımlar, kendi aydınlarını yetiştirmiş, bir değişim yaşanmıştır. Teknik ve kültürel gelişme devam ederken, 18. yüzyıl’da Amerika’da ilk demokratik yönetim örnekleri ortaya çıkmıştır. Ardından ABD cumhuriyet olarak ortaya çıkarken, Fransız Devrimi ile Avrupa’da cumhuriyet...

 

Sanayi devrimi sonrası işçilik sistemi, işçi hakları nedeniyle yaşanan ihtilaller, hatta bu konuda ortaya çıkan siyasi ideolojiler... Bu ideolojiler hala daha dünyanın bir kutbu olarak mevcudiyetini sürdürmektedir.

 


 

Şimdi sorulması gereken soru şu, Osmanlı devleti bu gelişmelerinden hangisini yakalamıştır? Hangi gelişmeyi, oluşunun ardından inceleyerek derinlemesine bir yenileşmeyle ona ayak uydurmuştur? Hiçbirine... 1215’te Magna Carta ile başlayan demokratikleşme hareketinin dengi, 624 sene sonra Tanzimat ile ortaya çıkıyor Osmanlı’da.

 

Fransa örneği... Demokratikleşme süreci orada kanlı olmuş, birkaç kez cumhuriyet ve monarşi gitgeli olmuştur. Evrim değil de devrim sonucu ortaya çıkan Fransız devletinde mesela sembolik krallık yoktur. Bizim devrimimiz ise, ülkede yaşanan işgallere çanak tutan bir hanedana karşı yapılmştır. Demokratikleşme sürecimiz birkaç yüzyılı geçtim, 1 yüzyıl bile öteye dayanmadığı için, hanedanın sembolik olarak kalması mümkün bile değildi. O hassas süreçte teba olmaktan yurttaş olmaya geçemeyenlerin ya da yobazlarca kışkırtılanların, hanedana tekrar sarılmayacağı kim garanti edebilir? Elbette ki cahil bırakılmış, anca %5’ine okuma yazma öğretilmiş halkın devrimlere sahip çıkamaması yadırganamaz.

 

Sonuç olarak, demokratikleşme süreci evrim ile yüzyıllar boyunca gelişmiş olan ülkelerde bugün, kraliyet ailelerinin varlığı bir sorun teşkil etmezken; ülkemizde 90 yıldır hanedanın yönetsel yetkisi bulunmamasına karşın bugün hala hanedanın yolunu gözleyenler varsa, bu ülkede iyi ki sembolik olarak da olsa Osmanoğulları barındırılmamıştır. Dünyada yaşanan devrimler sonucu hanedanların nasıl kanlı olaylarla katledildiği gerçeğini düşündüğümüzde, Osmanlı hanedanının sürgüne gönderilmesi bile başlı başına hoşgörü örneğidir.

 
  Mustafa Kemal Fahrettin Altay Fevzi Çakmak  
Reklam  
   
 
   
Bugün 13 ziyaretçi (35 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=